Hayatım

Anlatmak Zorunda Olduklarım

Ben hissettiklerimden de bahsetmek istedim ama bunu hiç beceremedim, sürekli düşündüklerimden bahsettim ama bunların bana nasıl hissettirdiğini hiç anlatmadım. Çekindim. Çünkü ben bir kişilik yaratmıştım kendime, olması gerektiğine inandığım kişiliğimdi ve onun etrafında rol yaptım döndüm durdum. Burada okuduğunuz insan çoğu zaman tam olarak ben değildim, eksikti yani. Olmam gerektiğine inandığım kişi oldum ve böyle devam etmek zorundayım. Buraya yazdıklarım çoğu kişiye zırva gelirdi, o yüzden etrafıma çok dillendirmedim burayı hoş onu da tam beceremedim. Cesaret toplayıpta hissettiklerimi hiçbir allahın kuluna söylemedim, kendi kendimi yedim bitirdim.

Buraya yazacaklarıma çoğunuz derdini sikeyim dersiniz, kendinizle kıyaslarsınız. Eyvallah! Eyyvallah, doğrusunu yaparsınız. Kendinizi daha haklı çıkarttın ya da vay aq ben gene iyiyim deyip şükredin, hepsine eyvallah.

Ben doğdum, çok geçmeden de büyüdüm. Çocukluk şartlarımda çok çocuk olma imkanım olmadı. Belki hepinizden iyi şartlarda doğdum, büyüdüm. Bunu maddi anlamda söylüyorum çoğunlukla. Manevi olarak kendimce eksiklerim oldu, başka insanların hayatlarındaki başka sosyal rolleri üstlenmem gerekti.

Çok fazla evlat olamadım. Kardeşimin babası, annemin arkadaşı, babamın kardeşi oldum meselâ. Bir çocuğun yapmaması gereken şeyler yaptım, yaşından büyük şeyler yani. Kimseye hayıflanamadığım, anlatamadığım düşüncelerim ve hislerim oldu. Bu blogun açılma amacı da bunlar oldu, zira direnemedim daha fazla.

Ben mesela babamla hiç tanışmadım 2 yıl önceye kadar. O hep yurtdışındaydı, telefounun arkasındaki otorite figürü idi. Hatta o kadar tanışmıyoruz ki bana yeşil kısa kollu gömlek almıştı. O derece, bir de tabii büyürken bir şeyler öğrenmem gerekti kendi başıma. Yol gösteren olmadı. Kendi kendime traş oldum, suratım hapçı façacı müptezellere döndü. Berber öğretti…

Bu sorumluluklar beraberinde bir takım özellikler gerektirdi, umursamaz olduğuma inandırdım kendimi meselâ, umursamazsam daha az zarar veririm dedim kendime. Sert durmam gerekti, bana bel bağlayanlar oldu. Duygularımı -sinir hariç- çok belli edemedim, etmemem gerekti. Etseydim destek olamazdım. Yaşımdan büyük işler yaptım; borç ödedim, kardeşimi okula kaydettirdim, liseye kendim kayıt oldum. Babam ailenin maddi yükümlülüğünü sırtına alıp yurt dışında çalışmaya karar vermişti. Annem 1001 parçaya bölündü, yetemedi ben bu sefer tek parça ama kendim olmadan devam ettim.

Yalanlar üzerine bir hayat kurdum, üzerine de bir kişilik ekledim. Gerçi kişiliğimi ben eklemedim, çevrenin ihtiyaçlarına cevap verecek bir kişilik geliştirdim. Sorumluluk sahibi bir görev adamı. Umursamaz, soğuk kanlı, duygusuz, boşvermiş…

Ben hiç sarhoş olmadım meselâ, bir şey olur bana ihtiyaç olur diye 😀 Çok saçma değil mi? Değil. Dışarda bir biradan fazlasını içmedim, araba sürmem gerekebilir diye 😀 Çok iyi değil mi? Abartıyorsunuz deseniz katılırdım, eğer sarhoş olmamam bir kaç kez postu kurtarmamıza yaramasaydı.

Ne yazdığımın farkında çok değilim, dün ilk defa sarhoş olmaya çalıştım. Başaramadım, ne başım ağrıdı ne de bir şeyi unuttum. Bu gün de deniyorum (19 Ağustos 2017 – 23:19) ilk şişe bitti, ikinci bekliyor ama çok da ümitli değilim.

Kendimi birilerine anlatmak istedim, hep. Kendim olmayı istedim, ama kendimden de korktum çünkü ideal benliğime aykırıydı. Bu ideal benliği de gene etrafın ihtiyaçlarına göre belirlediğim için… Sıkıntı burada işte.

Aileme anlatamadım üzmek istemedim, arkadaşlarıma anlatamadım yargılamalarından korktum, tanımadığım kişilere anlatmak istemedim anlaşılmak istedim. Yapamadım kısaca bir türlü, eğer olursa bir şeyler ters gitmezse birine anlatacağım bu gece. Buraya yazdığımdan daha detaylı bir şekilde. O da olmadı, olmamalıymış çünkü. (24 Ağustos 2017)

İlişkilerimden de çok bahsetmek isterim, yukarıdaki eksiklikler ve fazlalıklar illaki yansıdı. Sorumluluklardan kaçmaya başladım, kendimi suçladığım şeylerden birisiydi. Ben hiçbirine küsmedim, hiçbirine darılmadım. Bana illaki darılmışlardır, bi de onlardan özür dileyeyim, hepsinden ama… Beni aladatanından, kıskanmadığım için terkedeninden tutun da benim sıkıldım dediklerime kadar hepsinden özür dilerim. Hepsi güzel insanlardı cidden, hırtlık benim tamamen.

Bir de, zamanında bir mektup yazmıştım bu blogu açmadan önce. Hiçkimse hatırlamaz. Herhalde benim ilk travmamdı, bi kız arkadaşım öldü benim. Hayat ne kadar saçma lan, insanlar ölüyor biz neler anlatmaya çalışıyoruz, tekrar tutunmaya çalışıyoruz. Ben tutundum gibi, sonraki ilişkilerimde hiç etkilemesine izin vermedim. En azından öyle düşünüyorum. Zira öncekilerden ve sonrakilerden farklı değildi.

Her zaman mantıklı bir insan olmaya çalıştım, duyguların her ne kadar doğal olsa da bir karar verirken ya da yargıda bulunurken kafa karıştıracağına inandım. Ben de aldatıldım ama şaşırmadım. Hem de hiç şaşırmadım. Canım yandı, eyvallah ama şaşırmamıştım. Neden biliyor musunuz? Benim hastalığım da bu çünkü… Sadece ilişkilerde değil, her türlü durumda bütün yönleriyle düşünüp bir kaç felaket senaryosu kurarım ve en olası ihtimalle kafayı kırarım. Genelde de yanılmam.

Karşımdakini de darlarım sürekli, sonucuda şaşmaz ha. Belkide benim sürekli bunu dile getirmem bu sonuca sebep oluyordur. Asla bilemeyeceğiz ha? Biten şeyleri de çok uzatmam yani, insanların fikrini değiştirmek -en azından ilişkiler konusunda- hoşuma gitmiyor. Adapte oluyorum ama, biraz geç olsa da oluyorum.

Bunu daha geniş anlatmak isterim, anlatırım bir ara. Ama az şerefsiz değilimdir, belki de şerefimle alakası yoktur sadece zamansal bir şeydir. Benim en uzun ilişkim 1,5 ay takriben 45 gün ediyor. Ne oluyor biliyor musunuz? Sıkılıyorum, telefonda mesajlaşmak bile dayanılmaz derecede batıyor. İçim falan daralıyor ha, cenazeden çıkmış gibi oluyorum. Bundan dolayı sanırım kendimi geri tutmaya başladım.

Ortamı olduğunda gitmedim, tanışmadım ve sonunda da yapayalnız kaldım.

 

Sanırım şimdilik son diyebilirim.

Bir Yorum Bırak